Eski Bakanın Şüpheli Ölümünde Soruşturma Derinleşiyor
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılında gerçekleşen şüpheli ölümüne ilişkin dosya, yaklaşık 10 yıl aradan sonra yeniden açıldı. “Süleymancılar” cemaatinin lideri Alihan Kuriş ve çevresine yönelik yürütülen kapsamlı soruşturma kapsamında, o dönem olay yerinde bulunan doktor Nurettin Demirkol’un “yalan tanıklık” suçlamasıyla tutuklanması, sürecin seyrini değiştirdi.
Doktor Demirkol’un Çelişkili Savunması
Soruşturma dosyasının en kritik isimlerinden biri olan Nurettin Demirkol, savcılık sorgusunda “ayrıntıları hatırlamadığı” gerekçesine sığınarak çelişkili ifadeler verdi. Olay günü 155 polis imdat hattını arayarak kendisini “ailenin doktoru” olarak tanıtan ve durumu “şüpheli ve ani ölüm” olarak bildiren Demirkol, bugün verdiği ifadelerde ise Denizolgun’un özel doktoru olmadığını öne sürüyor.
“Ağzında Sızıntı Vardı” İddiası
Demirkol’un mahkeme sorgusunda paylaştığı bir detay ise dikkat çekiyor. Eski doktor, Denizolgun’u bulduğu an ağzında bir sıvı sızıntısı olduğunu ancak bunun mahiyetini ayırt edemediğini belirtti. Ayrıca vücuttaki sertlik ve morlukların ölümün çok yeni olmadığını gösterdiğini ifade etti. Bu beyanlar, dönemin otopsi raporlarına ve “şüpheli ölüm” iddialarına dair soru işaretlerini yeniden gündeme taşıdı.
HTS Kayıtları ve Kuriş Bağlantısı
Soruşturma derinleştikçe olay yerindeki trafiğin boyutu da ortaya çıkıyor. HTS kayıtları, olay gecesi Hilmi Tuna Kuriş’in çiftlik civarında bulunduğunu ve doktor Demirkol ile telefon trafiği yaşadığını işaret ediyor. Savcılık, bu görüşmelerin içeriğini ve “doktor-hasta” ilişkisi dışındaki şüpheli temasları mercek altına almış durumda.
Raftan İndirilen Dosya ve Mali Yapı
Arif Ahmet Denizolgun’un ölümünün yanı sıra, Alihan Kuriş liderliğindeki yapının “suç örgütü yöneticiliği” ve “nitelikli dolandırıcılık” gibi suçlamalarla tutuklanması, cemaatin mali yapısını da mercek altına aldırdı. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, operasyonların örgütün suç kaynaklarına yönelik olduğunu vurgularken, Prof. Dr. Nevzat Alkan’ın hazırladığı bilirkişi raporu, 2016 yılındaki ilk otopsi sürecine dair ciddi şüpheleri teyit eder nitelikte.


































