Küresel Askeri Harcamalar Rekor Kırdı
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), küresel askeri harcamalar ile uluslararası yardımlar arasındaki dengesizliği gözler önüne seren “Düşen kalkınma yardımları kıskacında artan askeri harcamalar” başlıklı kapsamlı bir rapor yayımladı. Raporda, donör ülkelerin jeopolitik riskler nedeniyle savunma bütçelerine ağırlık vermesinin, insani yardım bütçeleri üzerinde büyük bir baskı yarattığı vurgulandı.
Enstitü verilerine göre, geçtiğimiz yıl küresel askeri harcamalar 2,9 trilyon dolara ulaşarak küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 2,5’ini oluşturdu ve tarihi bir rekor kırdı. Buna karşılık, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine dayandırılan analizde, resmi kalkınma yardımlarının 2021 yılından bu yana istikrarlı bir şekilde gerilediğine dikkat çekildi.
Bütçeler Savunma Sanayisine Kaydırılıyor
Raporda, kalkınma yardımlarındaki temel düşüş eğiliminin 2021’de başladığı, ancak Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Kiev yönetimine yapılan yoğun yardımlar ile mülteci barındırma maliyetlerinin bu krizi geçici olarak maskelediği belirtildi. Donör ülkelerin insani bütçelerde en büyük kesintileri ise ekonomik altyapı ve sağlık alanlarında yaptığı aktarıldı.
Almanya ve Birleşik Krallık gibi önde gelen Avrupa ülkelerine yönelik vaka analizlerine de yer verilen raporda, hükümetlerin insani yardım kesintilerini askeri bütçeleri artırmak için bir zorunluluk olarak sunduğu, ancak yardımlardan kısılan miktarların devasa askeri harcamaların yanında oldukça marjinal kaldığı ifade edildi.
2028 Yılı İçin 179 Milyar Dolarlık Finansman Açığı Uyarısı
SIPRI’nın projeksiyonlarına göre, çatışmalar ve doğal afetler gibi küresel risk faktörleri göz önüne alındığında, 2028 yılına kadar küresel kalkınma ve insani yardım ihtiyacının 326 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu tablonun, 2028 için öngörülen toplam yardım taahhütlerinden bile büyük olan 179 milyar dolarlık devasa bir finansman açığı yaratacağı hesaplanıyor.
Uzmanlar, askeri harcamalara aktarılan kaynakların küçük bir kısmının dahi bu açığı kapatabileceğine dikkat çekerek, askeri kapasitelerin tek başına küresel güvenliği garanti edemeyeceğini, kalkınma yardımlarının da güvenliğin tamamlayıcı ve hayati bir unsuru olarak ele alınması gerektiğini savunuyor.































